Makaleler
Aile Mi? Şirket Mi?
Şeref OĞUZ
Tercüman Gazetesi Yazarı
Değişen ekonominin yeni yüzünde, şirket kavramı, eskiye oranla daha cesur tartışılır oldu. Artan rekabet baskısı ve sürüdürlebilirlik kavramlarının zorladığı bu ortamda her şirket, kendi yönetim biçimini masaya yatırıyor. Bu alanda en köklü tartışma, ‘aile mi yoksa profesyoneller mi şirkette hakim olmalı?’ üzerinde gelişiyor.

Firmalarının yüzde 98’i ‘aile şirketi’ olan Türkiye’de, pek çok kurum, geleneksel yapısından kurumsallaşmaya geçerken, bu soruya takılıp kalıyor. Aslında dünyanın her yerinde geçerli, bilinen bir model yok. Bazı uluslarda aile şirketi bazılarında profesyonellerin yönettiği şirket modelleri daha başarılı oluyor. Bu tartışma da sürüp gidiyor.

Son olarak Monte Carlo’da Ernst&Young’un düzenlediği ‘Yılın Dünya Girişimcisi’ zirvesinde, bizden bir patron ile yabancı bir patron, konuyu gündeme getirdi.

Arkas Holding’in patronu Lucien Arkas ile ABD’li Kohler Şirketler Grubu Başkanı Herbert Kohler, aile şirketlerini tartıştılar. Lucien Arkas, ‘aile şirketlerinin yüzde 95’inin üçüncü nesilde yok olduğu söylenir, ancak biz çok şükür dördüncü nesilde de devam etmeyi başardık’ görüşünü savunuyor. Lucien Arkas, ailenin daima şirketten önemli olduğu görüşünde.

Şirketin daha önemli olduğu ise, bir başka yönetim tezi. Nitekim Kohler Şirketler Grubu Başkanı Herbert Kohler, kendisi için her zaman şirketinin ailesinden önce geldiğini söylüyor; ‘çocuklarım ancak yönetim kurulu üyelerinin onayıyla yönetime gelebilirler. 11 kişilik yönetim kurulunun yalnızca beşi aile temsilcisi var. Şirket, aileden daha önemlidir.’

Arkas’ın tezinde, profesyonelleri dışlayan bir mantık yok aslında; ‘aile üyelerinin şirketteki pozisyonlarına profeyoneller karar veremez. Kendi kuruluşlarımızda profesyonel yöneticilerle çalışıyoruz, ancak şirketin geleceğine ait tüm kararlar aileye ait olur. Şirketimin hisselerini üç çocuğum arasında bölüştürdüm, torunlarım için bugünden bir aile anayasası geliştirdik.’

Bu tartışmanın önemi, aslında iki farklı tezin de aynı gayeye, farklı yöntemlerle hizmet etmeye çalışmasıdır; ‘şirketimi nasıl kalıcı kılabilirim?’

Tamamen aile üyelerinden oluşan bir şirket yönetimi artık, uluslararası arenada ve hele ki halka açık yapılarda tasvip edilmiyor. Kurumsal kriterler aranıyor ve bunların içinde ise karar süreçlerine, aile dışından hatta şirket dışından insanların da yer alması gerektiği şartları var.

Fakat tamamen profesyonellerin işbaşında olduğu şirket modelleri de yığınca sorunu, beraberinde getiriyor. Profesyonel, tüm karar süreçlerinde aileyi dışladığı yapılarda, parlak başarılar kadar derin hezimetler de yaşanıyor.

Yılın sonunda profesyonel, yanlış kararlar neticesinde en fazla işini kaybeder. Ancak sermayedar, tüm şirketini ve aile de itibarını bitirir.

Bu ince çizgide Türkiye, aile bireyleri ve profesyoneller arasında sıkışmış durumda. Batılı modelleri deneyerek kurumsallaşan firmalarımıza bakıyorum. Çoğu, kendi karar süreçlerine ters gelen yapıları, sorgulamadan bire bir uygulama gayretiyle, danışmanları tarafından yanlış yönlendiriliyorlar.

Ancak kurumsallaşmanın getirdiği faydalar ve dışarısıyla iş yapmanın yarattığı yeni kurallar, yalnızca aile şirketi yapısıyla da yürümüyor.

Hele ki yönetim kurulu ile icranın birbirine girdiği durumda, iş yapanın aynı zamanda denetimi de üstlenmesi, şirketin karar süreçlerinde çok büyük hataları da beraberinde getiriyor.

Para sahibi ile karar sahibinin örtüştüğü durumda, belki işler çabuk ve etkin yürüyor ve riskler kolay yönetiliyor olabilir. Fakat şirket büyüyüp karar süreçleri daha bilgi-uzmanlık yoğun hale gelince, önceki avantaj yerini dezavantaja bırakıyor.

Bana göre temel sıkıntımız, yığınca işletme fakültemiz ve işletmeci bilim adamımız olmasına rağmen, kendi kültürümüze, inanç ve törelerimize, yönetim davranışlarımıza, tarihimize ve insan ilişkilerimize uygun kendi modellerimizi ortaya koyamamızdır.

Okutulan dersler, geliştirilen yapıların tümü, başka kültürlerin, birey-toplum ilişkisinin farklı geliştiği ulusların modelleri olunca, kafamız karışıyor.

Dünyanın en büyük 17. ekonomisinin, kendine has yönetim modellerini çoktan oluşturması gerekiyordu.

Şirket mi? aile mi? daha önemli sorusunun cevabına gelince;

Ailesiz şirket, sürdürülebilir olamıyor. Şirketsiz aile de zenginlik yaratamıyor.

Cevap, belki de bu ikisinin, bize özgü karışımında.

Kaynak: Tercüman Gazetesi


12/06/2006

Makale anasayfasına geri dön  Sayfayı Yazdır

Bu konuyla ilgili yapılmış yorum bulunmamaktadır.
 
Üye Ol