Makaleler
Türkiye İle İlişkisi Olmayan Firmanın Fuarına Ödenen Ücrete Stopaj Yok
Veysi SEVİĞ
Referans Gazetesi Yazarı

Yurtdışındaki firmaların düzenlediği fuarlara ödenen katılım payı ve stand ücretleri için stopaj uygulanmıyor. Türkiye ile ilişkisi olmayan şirketlerden mal veya hizmet alan kurumlar da bu işlemlerin vergi ödemesinden sorumlu olacaklar.

SORU: Yurtdışındaki firmalara fuar ve bu fuarlara giriş katılım payı ve stand kirası ve benzeri nitelikte bazı ödemeler yapılmaktadır. Bu ödemelerin bir kısmı yurtdışında görevlilerimiz tarafından yapılmakta, bilahare Türkiye’de muhasebeleştirilmektedir. Yine bir kısmı Türkiye’den yurtdışına banka havalesi ile gönderilmektedir.

Türkiye’deki hesaplara gider olarak intikal ettirilen bu tür ödemeler üzerinden herhangi bir stopaj yapmak gerekmekte midir?

CEVAP: Kurumlar Vergisi Yasası’nın 3/2. Maddesi uyarınca dar mükellef olarak tanımlanan ve bu yasanın “birinci maddesinde sayılan kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler.”

Dar mükellefiyet mevzuuna alınan kurum kazançları aynı maddenin üçüncü fıkrasında bentler halinde sayılmış olup, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkrasında ise “Bu maddede belirtilen kazanç veya iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında Gelir Vergisi Yasası’nın ilgili hükümleri uygulanır."

Dolayısıyla kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayan mükellefler yalnızca Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilmektedir. Eğer Türkiye’de şube ya da temsilci var ise verginin ödenmesinden bunlar sorumlu olmaktadır. Yurtdışındaki firmanın Türkiye’de temsilci bulundurmadan mal veya hizmeti kendisinin satması halinde de bu kurumun dar mükellef olma özelliği değişmeyecek, verginin ödenmesinden mal veya hizmeti alan kurum sorumlu olacaktır.

Diğer yandan Kurumlar Vergisi Yasası’nın 30/2. Maddesi uyarınca “Ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayri maddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden yüzde 15 oranında Kurumlar Vergisi kesintisi yapılır.

Tüm bu açıklamalar çerçevesinde kanuni ve/veya iş merkezi yurtdışında bulunan firmaların Türkiye’de işyerinin olmaması, hizmetten yurtdışında yararlanılması ve söz konusu yurtdışındaki firmalar tarafından verilen komisyonculuk hizmeti ve yine yurtdışındaki fuarı düzenleyen firmalara ödenen fuara katılım payı ile bu firmaların stand kiralama faaliyeti ticari kazanç kapsamında bir faaliyet olduğundan bu faaliyetler kapsamında yapılan ödemelerden stopaj yapılmayacaktır.

Diğer yandan söz konusu ödemelerin Türkiye’de kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkündür. (V. Seviğ)

Örtülü Sermaye Sayılmayacak Borçlar
SORU: Bir aile şirketleri grubuna dahil anonim şirket olarak faaliyet gösteriyoruz. Şirketler arasında borç-alacak ilişkisi mevcuttur. Şirketlerin yönetim kurulu üyeleri genellikle aynı kişilerdir. Bizim bu görüntümüz, Türkiye’de birçok aile şirketinin yapısal durumunu da yansıtmaktadır.

Biz örtülü sermaye tanıtımı konusunda kendi içimizde belli bir dengeyi muhafaza etmeye çalışıyoruz. Örtülü sermaye sayılmayacak haller nelerdir?

CEVAP: Kurumlar Vergisi Yasası’nın 12. Maddesi uyarınca “sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar yüzde 50 oranında dikkate alınır.”

Yasal düzenleme gereği olarak örtülü sermaye sayılmayacak borçlanmalar şunlardır:

* Gayri nakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar,

* Banka ve finans kurumlarından temin edilerek kullandırılan borçlar,

* Bankalar tarafından yapılan borçlanmalar,

* Finansal kiralama şirketleri, finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bankalardan yaptıkları borçlanmalar,

Örtülü sermaye hesaplamasında dikkate alınmayacaktır. Bir başka anlatımla bu tür borçlanmalar örtülü sermaye hesaplamasına dahil edilmeyecektir. (V. Seviğ)

Mülk Alımlarında Bankadan Ödeme Yükümlülüğü
SORU: Bir süredir bankalardan ödeme yükümlülüğünü yazıyorsunuz. Noterden veya tapu sicil muhafızlığından yapılan mülk alım satımlarında da finans kurumlarından ödeme zorunluluğu var mıdır? Eğer bir istisna varsa buna neden gerek görülmüştür. (N.Gün/İzmir)

YANIT: Ödeme ve tahsilatları bankalardan, özel finans kurumlarından veya PTT’den alınacak belgelerle kanıtlama yükümlülüğünden noterlerde ve tapu idarelerinde yapılan işlemlere konu ödeme ve tahsilatlar, istisna edilmiştir. Zira gerek noterler gerekse tapu memurları zaten resmi evrak tanzimi ve imzanın aidiyetini tespit suretiyle işlemleri belgeye dökmektedir. Bu nedenle bu kişilerin ödeme ve tahsilat beyanını tespit eden işlemleri, ispat edici belge olarak, söz konusu finans kurumlarınca düzenlenecek belgelerden daha kuvvetlidir. Öte yandan ülkemizde özellikle kişiler arası gayrimenkul devir işlemlerinde gelenek, ödemenin tapu dairesinde yapılması biçiminde oluşmuştur. Gayrimenkulü satan kişi, satışa ilişkin imza anında parasını tahsil etmektedir. Kaldı ki, Maliye Bakanlığı’nca getirilen zorunluluk ancak taraflardan birinin mükellef olması durumunda uygulanma yeteneğine kavuşmaktadır. Gayrimenkul devir işlemlerinde her iki tarafın da mükellef olmaması halinde, zaten söz konusu yükümlülüğün uygulama alanı kalmamaktadır. (B. Doğrusöz)

Yargı Kararlarında Menkul Sermaye İradı
Danıştay 4. Dairesi E. 2004/1299 K. 2005/186 T. 09.02.2005. Her ne kadar 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun 6. Maddesi’ne göre Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri serbest bölgelerdeki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar bakımından Gelir ve Kurumlar Vergisi’nden muaf olsalar da kurumların serbest bölgelerdeki faaliyetleri neticesinde elde edilen kazanç ve iratların ortaklara kâr payı olarak dağıtılması durumunda, ortağın elde ettiği bu kâr payı beyanı gereken bir menkul sermaye iradı olması sebebiyle serbest bölgede elde edilen kazanç ve irat olarak kabul edilip vergiden muaf tutulamaz.

Danıştay 4. Dairesi E. 2004/1526 K. 2005/515 T. 31.3.2005. Menkul sermaye iradının elde edilmiş sayılabilmesi sadece hukuken tasarruf edilebilmesine yani tahsil edilebilir hale gelmesine değil, iradı iktisaden tasarruf edebilme imkânının da bulunmasına bağlıdır. Limited şirketlerde kâr paylarının dağıtımının gerçekleşebilmesi, dolayısıyla menkul sermaye iradının elde edilmiş sayılabilmesi için şirketin yetkili organlarınca karar alınarak fiilen dağıtımın gerçekleşmiş olması gerektiğinden ve dağıtımın yapıldığının kesin olarak saptanmaması durumunda ortağın kâr payı elde etmesi söz konusu olamayacağından, şirketin kâr payı dağıttığı yönünde somut ve kesin bir tespit olmadan sadece varsayıma dayanılarak ortağın kâr payı elde ettiğinden bahisle menkul sermaye iradı elde ettiği kabul edilemez.

Danıştay 3. Dairesi E. 2003/1552 K. 2004/2721 T. 28.10.2004. Kişinin iradesi dışında, kamu yararına idarenin bir taşınmaza el koyması işlemi olan kamulaştırma işlemi sonrasında açılan dava neticesinde, artırılan bedelin faiziyle ödenmesi üzerine kamulaştırma bedelinin artırılan kısmına ödenen yasal faiz, nakdi sermaye veya senetten, menkul kıymetlerden doğmamış olması ve ortada bir alacak borç ilişkisinin olmaması sebebiyle menkul sermaye iradı olarak nitelendirilemez. Mahkeme kararıyla ödenen yasal faiz, para değerinde meydana gelen azalışı telafi etmek için ödenen bir nevi tazminat ve gerçek bedele ulaşmak için ödenen fark olması sebebiyle taşınmaz bedeli olarak kabul edilmelidir.

Danıştay 4. Dairesi E. 1997/3053 K. 1998/482 T. 12.02.1998. Bankalarda açılan döviz tevdiat hesaplarının açıldığı tarih ile kapatıldığı tarihlerdeki döviz kurları arasındaki fark faiz olarak nitelendirilerek stopaja tabi tutulamaz. Hesabın müşterinin getirdiği TL karşılığında döviz satılarak açılmış, hesap kapatılırken de döviz TL’ye çevrilerek hesap sahibine TL cinsinden ödeme yapılmış olması durumu değiştirmez ve oluşan farka faiz niteliği kazandırmaz. Bu nedenle hesap sahibince elde edilen kur farkı, menkul sermaye iradı olarak vergilendirilemez.

Özelgelerde Kurumlarda Safi Kurum Kazancı
Şirket ortağının yurtdışı eğitimi gider yazılamaz

1. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 14.7.2006 Tarih Ve 1966 Sayılı Özelgesi
“Kurum kazancının tespitinde indirilecek sigorta giderleri kapsamına, işverenler tarafından işyerinde çalışan hizmetli veya işçiler için ödenen sigorta primleri ve aidatları ile bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları girmektedir. Şirket ortaklarınız adına yapılmış olan ve şirketinizce ödenen bireysel hekim mesleki sorumluluk sigorta poliçe bedellerinin bu kapsamda değerlendirilerek; kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Söz konusu poliçe bedellerinin kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.”

2. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 21.7.2006 Tarih Ve 6050 Sayılı Özelgesi
“Anahtar teslimi şeklinde yapılan satışlarda belgesi alıcı adına düzenlenen ancak ilgili şirket tarafından ödenen Motorlu Taşıt Vergisi, araç sigorta bedeli gibi ödemelerin asıl mükellefi söz konusu şirket olmadığı için şirket kayıtlarında gider olarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.”

3. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 14.9.2006 Tarih Ve 2556 Sayılı Özelgesi
“Özel müessese ve şahıslar hesabına Türkiye’de tahsilde bulunan öğrencilere iaşe (yiyecek), ibate (barınma) ve tahsil gideri ile burs olarak yapılan ödemelerin; bursun işle ilgili olması yani burs verilen kişilerin okulu bitirdikten sonra işletmede yükümlülükleri nedeniyle çalışacaklarını gösteren bir sözleşme düzenlenmesi ve bu durumun herhangi bir inceleme anında inceleme elemanına kanıtlanması, burs verilecek kişilerin, Türkiye’nin her tarafından eğitim gören öğrencilerin katılabileceği bir yarışma sınavı sonunda sınavı kazanabilen kişilerden olması, verilen burs miktarının işin ehemmiyeti ve genişliği ile orantılı olması halinde, gelecekteki hizmet yükümlülüğü nedeniyle yapılan ve ücret niteliğinde bulunan bu ödemeler Gelir Vergisi’nden istisna olacak ve kurum kazancının tespitinde gider olarak hasılattan indirilebilecektir.”

4. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 19.9.2006 Tarih Ve 2606 Sayılı Özelgesi
“Arazi taşıtı için yapılan harcamaların, kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için taşıtın işinizde kullanılması gerekmekte olup; taşıtın özel işlerde kullanılması halinde ise bu tür harcamaların (taşıt işletmenin aktifinde kayıtlı olsa dahi) gider olarak dikkate alınmaması gerekir. Ayrıca, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre arazi taşıtınız için ayrılacak amortisman paylarının tamamı gider olarak yazılır.”

5. Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın Eylül 2006 Tarihli Sayısız Özelgesi“Kurumların vergiye esas kazancının tespitinde 5520 sayılı kanunun 6. maddesi gereğince esas olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanca ilişkin hükümleri esas alınır. Ticari kazancın tespitinde indirilebilecek giderler Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinde sıralanmıştır. Kurum kazancına ilişkin olmak üzere Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilenlerden hariç olarak ayrıca 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinde sıralanmış olan giderler de kurum kazancının tespitinde indirim kalemleri olarak dikkate alınır. Şirket ortağının yurtdışı eğitim ve bu eğitime ilişkin diğer harcamalar gerek GVK’nın 40. maddesinde gerekse 5520 sayılı kanunun 8. maddesinde sıralanan unsurlardan olmadığından, kurumun vergiye esas kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmesi mümkün değildir.”

Kaynak:Referans Gazetesi


05/04/2007

Makale anasayfasına geri dön  Sayfayı Yazdır

Bu konuyla ilgili yapılmış yorum bulunmamaktadır.
 
Üye Ol